Erişkinler gibi çocuklar da yakınlarını kaybettiklerinde bir yas reaksiyonu verirler. Çocuklar kayıp yaşadıklarında gelişimsel ve zihinsel düzeylerine göre ölüm açıklanmalı ve sağlıklı bir şekilde yaslarını yaşamaları sağlanmalıdır. Çocukları kayıp ve onun yarattığı karşısında aşırı korumak rasyonel bir yaklaşım değildir. Çünkü yas doğal olarak acıyı barındıran normal bir süreçtir. Üzülmesin diye gereksiz çabalar içerisine girildiğinde çocuğun yasını yaşaması engellenmekte bu da ilerleyen üsreçte karşımıza psikolojik bozukluklar olarak çıkmaktadır. O yüzden aile bireyleri ve çevresindekilerle birlikte çocuğun yasını yaşaması için zemin hazırlamak gerekir.

Neler yapılabilir:

  • Mümkün olan en kısa zamanda çocuğun en yakını ve en güvendiği kişi kaybı bildirmelidir. Ebeveynlerinin ikisi de vefat etmişse çocuğun sorumluluğunu alacak kişinin söylemesi çok daha uygundur.

  • Kaybedilen kişi için “gitti” gibi muğlak ifadeler yerine acı da olsa “öldü” gibi net ve açık ifadeler kullanmak gerekir. Yani gerçek neyse o söylenmelidir.

  • ”Hastaneye gitti, iş seyahatine çıktı” gibi yalanlar çocuğa hiçbir fayda sunmazlar. Ölüm gerçeğini çocuğun da öğrenmeye hakkı vardır. Kayıp karşısında her çocuk üzülür ama her çocuk travmatize olmaz. Gerçeği söyledikten sonra yanında olmak, sevgi, şefkat ve merhameti eksik bırakmamak birçok çocuk için iyileştirici olacaktır. Eğer buna rağmen travmatize olmuş ise psikolojik destekle bu durumu atlatmasına yardımcı olmak gerekir.

  • Çocuklardan üzülmesin diye duyguları gizlemek, ona duygularını içe atmayı ve içinde yaşamayı öğretir. Hatta onu yalnızlaştırabilir. Oysa bu tür kayıpların yaralarını sarmada en etkili ilaç paylaşmaktır.

  • Çocukların soyut düşünme kabiliyetleri ve muhakemeleri yeterince gelişmiş olmadığından bazen yaşananları anlamakta ve kavramakta zorluk çekerler. Bu da birtakım çarpıtmalara, yanlış anlamalara, yanlış öğrenmelere sebep olur. Bu yanlış anlamalar ilerleyen süreçlerde çocuğun karakterini ve kişiliğini olumsuz yönde etkiler. Bunu önlemek için çocuk soru sorması için cesaretlendirilmelidir. Bazen de dolaylı olarak hikayeler ya da masallarla yaşadığı duygular ve düşünceler deşifre edilmeye çalışılmalı. Bu tarz anlatımlar çocuğun iyileşmesinde de etkili olmaktadır.

  • Çocuğun her sorusuna cevap verilmelidir. “Ben de mi öleceğim?” gibi anne-babayı tetikleyen, korkutan ve zorlayan sorular bile geçiştirilmeden cevaplanmalıdır. Soruya uygun, kısa ve net cevap vermelidir. Bu soruyu sadece çocuklar sormaz, erişkinler de sorar. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki her canlı bir gün ölecek. Bu kaçınılmaz. Ancak ne zaman öleceğimizi bilmeyişimiz bizi bu amansız gerçeğin olumsuz etkisinden kurtaran bir ödül gibidir. Evet hepimiz bir gün öleceğiz ama ne zaman öleceğimizi bilmeyişimiz bizim için her anı anlamlı kılar. Yetişkin için geçerli olan bu kural bir çocuk için de geçerlidir. Yetişkinler kendi acılarını gizlemeye ihtiyaç duymaksızın çocuğun acısına duyarlı olmalı, onu daha çok sarıp sarmalamalı, sık sık sarılıp, öpmeli, anlayan ve anlamlı gözlerle bakmalıdır.

  • Yaşı 10’u geçmiş olan çocuklar ölümün “son” olduğu fikri idrak edebildiklerinden ölen ebeveynine sadakatlerini ispat etmek için başka bir kişiyi onun yerine koyma fikrini reddederler. Bazıları bu yüzden yakın ilişkiden kaçınır ve her türlü sempatik yaklaşıma direnç gösterirler. Eğer bu çok şiddetli seviyedeyse ve gitgide yerleşmeye başladıysa psikolojik destek almaları sağlanmalıdır.

  • Çocukların cenaze törenlerine katılmaları, mezar ziyaretlerine gitmeleri onun bu acı gerçeği kabul edip sindirmesi için gereklidir. Ölenin öldüğünü kabul etmek de önemli bir aşamadır. Bunu anlamak ve vedalaşmak için her kültüre özgü olarak gerçekleştirilen ritüeller ihmal edilmemelidir. Ancak çocuk gitmek istemiyorsa zorlamamalı ve biraz zamana bırakmalıdır.

 

Travma Sonrası Stres Bozukluğu olan bireylerde ne gibi tedavi yaklaşımları uygulanmaktadır?

Tedavinin en önemli ayağı teşhisin koyulabilmesidir. Erken tehis tedav...

Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tanı Kriterleri Nelerdir?

Kişi aşağıdakilerden her ikisinin de bulunduğu travmatik bir ola...

Elimde olmadan sosyal medyaya çok maruz bıraktım kendimi. Depremi bizzat yaşamamış olmama rağmen neredeyse aynı korku kaygıyı hissediyorum. Bu yaşadıklarım normal mi? Neler yapmalıyım?

Haberlere, olumsuz bilgilere ve üzücü görüntülere uzun süre maruz kalm...