Bazı ailelerde hastalık kabul edilir ama başkalarından gizlenir. Şizofreniyi gizlemek “Aile itibarımız ne olacak? Çevreden bilinirse rezil oluruz” şeklinde bencilce düşünceler hastanın doktora götürülmesine engel olur. Sırf ailelerin gizlemesinden dolayı 20-30 sene doktora götürülmeyen hastalara rastlanır. Toplumun önde gelen ailelerinde şizofreniyi gizleme eğilimi daha fazladır. Bu aileler, hastalık öğrenildiğinde toplumsal itibarlarının zedeleneceğini düşünürler. Şizofrenili hasta ve içinden şizofrenili bir kişinin çıkmış olduğu aile onlar için eksik, zayıf, aciz, güçsüz ve değersizdir.

Şizofreni Hastaları Ne tür bir Duygusal Şiddetle Karşılaşırlar?

Şizofreni belirtileri bazen direkt kızgınlık ya da öfke şeklinde dışarı vurulmaz da, hastadan kaçma, onu mümkün olduğunca az görme, konuşmama ya da az konuşma, duvar örme, kısa ve sert kelimeler kullanma, emredici ve aşağılayıcı davranma, hiçbir sözünü dinlememe, her fikrine karşı çıkma şeklinde gelişebilir. Aileler tüm dikkatlerini hasta üzerine yoğunlaştırdıklarından, sergiledikleri bu tür davranışları fark etmeyebilirler. Böyle durumlarda hekim hasta yakınlarına davranışlarını gözden geçirmelerini ve yanlış tutumlarını görmelerini tavsiye etmelidir. Eğer aileler hatalı tavırlarıyla mücadele edemiyor ve davranışlarına engel olamıyorlarsa mutlaka psikolojik yardım almalıdırlar.

Şizofrenide Aşırı Müdahaleci ve Kısıtlayıcı Davranış Nasıl Oluşur?

Şizofrenili hastanın kendi başına bir iş yapamayacağına, tercih hakkının ve kendi fikirlerinin olmadığına kanaat getiren aileler, “Sen hastasın, dışarı çıkma; sen hastasın, konuşma; sen hastasın, bilmezsin; sen hastasın, söze karışma!” gibi ifadelerle sürekli bir ikaz ve sınırlandırma tutumu içine girerler. Hastalık, kişinin insani haklarını elinden almaz. Hem hekim hem de aile yakınları hastanın tercihlerini ve taleplerini dikkate almak zorundadır. Görünürde hastanın talepleri ve fikirleri mantıksız olabilir. Ancak bu hastanın dinlenme, anlaşılma, kendini ifade etme ve hoşgörü ile karşılanma hakkını elinden almaz.

Şizofreni düşünme yeteneğini ortadan kaldırmaz. Düşüncenin şeklini ve içeriğini bozar; kişinin duygularını elinden almaz, yanlış duygulanmasına sebep olur. Hareket kabiliyetini ortadan kaldırmaz, sadece davranışların bozulmasına yol açar. Hastayı, düşünmeyen, duygulanmayan, hareket etmeyen biri olarak görmek, aileleri zamanla onun düşünmemesi, duygulanmaması, hareket etmemesi gerektiği fikrine götürür. Böyle bir anlayış içinde hastaya ulaşmak ve yardım etmek mümkün olamaz. Bir çiçekle veya bir hayvanla iletişime geçebilen; onun da acıktığını, acı çektiğini anlayabilen insan, bir şizofrenili hastasının yaşadıklarını çok daha kolay algılayabilir. Yeter ki onun bir insan olduğunu unutmasın.

Şizofreniyi Anlamaya Gayret Etmeme Davranışı Nasıl Gelişir?

Şizofreni, insanın karşısındaki kişiyi anlamasını ve onunla iletişim kurmasını bozar. Oysa sağlıklı bir insanın, bir şizofrenili kişiyi anlamasına bir engel yoktur. Beyni, bedeni, aklı, fikri sağlam bir insan, hastayı anlayamıyor veya anlamaktan kaçınıyorsa ya bilgi eksikliği vardır ya da önyargılara sahiptir. Şizofreni anlaşılamayacak bir rahatsızlık değildir. İsteyen her insan şizofrenili bir bireyin iç dünyasını keşfedebilir. Yeter ki anlamaya gayret etsin.

Şizofrenili Ailelerde Hastalık Öncesi Hayata Özlem Davranışı Nasıl Oluşur?

Bazı hasta yakınları, hastanın sağlıklı olduğu zamanlardan sıkça bahsederler. “Seninle önceden sinemaya, tiyatroya giderdik. Balık tutardık, geziler yapardık.” türünden konuşmaların özellikle hastalığın ilk dönemlerinde yapılmaması gerekir. Çünkü hastaya eski sağlıklı günlerini hatırlatmak, karamsarlık ve mutsuzluk duygusunu tetikleyebilir.

Bazı hasta yakınları da hastayı eskisi gibi yine sinemaya, tiyatroya, müzelere götürmeye çalışır. Sürekli konuşur, hatta uyku haricinde hastanın hiç yalnız kalmamasına gayret eder. Oysa aşırı ilgi, hastanın bir zaman sonra sıkılmasına sebep olur. Hasta “Benim yerim burası değil, kendimi buraya ait hissetmiyorum. Burada canım sıkılıyor.” demeye başlar. Bu tür ifadeleri bir işaret olarak görmek ve hastanın üzerine gitmemek gerekir. Kişinin gün içinde yalnız kalmasına; hobileriyle uğraşmasına, kendi kendine müzik dinlemesine izin verilmelidir.

Hastaya gösterilen ilgi konusunda kültürler arası farklılıklar vardır. Örneğin Yahudi ve İtalyan toplumlarında aşırı ilgi normal karşılanırken, Batılı ve bireyselliğin önde olduğu toplumlarda hastanın yalnız bırakılması tercih edilir. Psikiyatr, aşırı ilgi ve aşırı koruma tavrını benimsemiş bir aileye bunun hastayı bunaltabileceğini anlatmalıdır. Aile bireyselliği benimseyen bir kültüre sahipse bunun da dozu iyi ayarlanmalı ve hastanın desteksiz bırakılmaması vurgulanmalıdır.

Şizofrenide Metakognitif Eğitimlerin Yeri Nedir?

Metakognisyon kişinin kendi bilişsel süreçlerine veya bunlarla ilgili şeylere dair bilgisi anlamına gelir. Bu eğitim sanrı gibi tehlikeli boyutlara gelebilecek hatta kişiyi intihara sürükleyebilecek pozitif belirtiler için uygulanır. Eğitimden amaç, şizofrenili hastanın sanrısal düşünceleri üzerine şüphe tohumları ekmektir. Yani kişiye sanrısal algısının dışında seçeneklerin de olabileceği fark ettirilir. Araştırmalara göre sanrıları olan kişiler yaşanan aksaklık ve başarısızlıklardan başkalarını suçlamaya eğilimlidirler. Her şeyin kendi kontrolleri dışında olduğuna inanırlar. Metakognitif eğitimlerde bu düşünce modeli düzeltilmeye çalışılır. Örneğin "Siz konuşurken insanlar gülüyor" olayını sanrılı hastalar, "İnsanlar aslında ne dediğimle ilgilenmiyorlar. Benimle sadece alay ediyorlar" şeklinde yorumlayabilirler. Metakognitif müdahale ile bu "Tamamen tesadüf. Aynı anda başka biri de espri yaptı" şekline getirilmeye çalışılır. Bu sayede kişinin sanrısal düşüncelerinin yerini rasyonel düşüncelerin alması sağlanır.

Şizofrenide Beslenme Nasıl Olmalıdır?

Beslenme ve diyetin şizofreniye hem sebep hem de tedavi açısından etki...

Şizofrenide İlaç Tedavisi Nasıldır?

Şizofrenide kullanılan ilaçlara genel olarak antipsikotik adı verilir....

Şizofreninin Çalışma Hayatına Etkisi Nedir?

Bazı yazarlar şizofreniyi kaybedilmiş fırsatlar hastalığı olarak tanım...