Şizofrenide kullanılan ilaçlara genel olarak antipsikotik adı verilir. Antipsikotikler eski kuşak antipsikotikler (nöropleptikler) ve yeni kuşak antipsikotikler (atipik antipsikotikler)  olmak üzere iki gruba ayrılır. Nöroleptikler, şizofreniye sebep olan dopaminin etkinliğini azaltarak etki gösterirler. Beynin frontal (ön) bölgesindeki dopamin eksikliği; içe kapanma, duygusal küntlük, düşünce fakirliği ve çevreye ilginin azalması şeklinde belirtilere yani negatif belirtili şizofreni tablosuna sebep olur. Bununla birlikte, dopamin etkinliğinin beynin diğer bölgelerinde artması, tuhaf düşüncelere, varsanılara, sanrılara ve davranış bozukluklarına yol açar. Buna da pozitif belirtili şizofreni adı verilir.

Tedavide, beynin her alanının etkinliğini düzenleyecek ilaçlar kullanılmalıdır. Çok önceleri kullanılan antipsikotikler beynin bütün alanlarında dopamin etkinliğini azaltan ilaçlardı. Halen kullanımda olan bu ilaçlar, şizofreninin pozitif belirtilerinde çok etkilidirler ancak parkinson benzeri belirtilere sebep olurlar. Yeni kuşak antipsikotikler hem beynin ön bölgesindeki etkinliği arttırır, hem şizofrenide görülen fırtınalı tabloyu kontrol eder, hem de ekstrapiramidal sistemdeki dopamin seviyelerini değiştirmeyerek parkinson benzeri bozulmalara yol açmazlar. Yani bunlar etkinliği yüksek, yan etkisi düşük ilaçlardır ve bu yönleriyle şizofreni tedavisinde çığır açmışlardır.

Şizofrenide İlaçlar Ömür Boyu Mu Kullanılır?

Şizofrenide hasta yakınlarının en çok sorduğu soru, hastanın ömür boyu ilaç kullanıp kullanmayacağıdır. Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur, bu konuda araştırmalar devam etmektedir. Ancak klinik deneyim ve gözlemler, ağır hastaların ömür boyu, hafif ve orta dereceli hastaların ise uzun yıllar ilaç kullanmaları gerektiği yönündedir. Bu kararı, hastanın klinik durumuna göre psikiyatr verir. Çünkü tamamen iyileşen kişilerde bile şizofreninin tekrarlama riski vardır. İlaç alan hastaların bir yıl içinde tekrar hastalanma oranı %16 ilâ %23 civarındadır. Hiç tedavi olmayanlarda ise bu oran %50 ilâ %72 oranındadır. Bu veriler, ilaç tedavisinin hastalığın tekrarlama riskini %65 oranında azalttığını gösteriyor. İlk atak tedavisinin güçlü olması bu yüzden hayatî öneme sahiptir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, hastalığın belirtileri geriledikten sonra, elde edilen iyiliği sürdürme ve koruma tedavisinin, 2 yılla sınırlı kalmamasını önerir. Birden çok atak geçiren kişilerde, ilaç tedavisi en az 5 yıl sürdürülmelidir. Hasta meslekî açıdan iyi bir duruma kavuştuktan veya okula geri döndükten sonra gelişen yeni bir şizofreni atağı çok daha moral bozucu olmaktadır. O yüzden, hastanın meslekî performansı yerine gelse veya okul hayatı düzene girse bile, düşük dozda koruma tedavisi önerilir.

Uzun süreli şizofreni ilacı kullanımından sonra ortaya çıkan uyumsuzluk oranları oldukça yüksektir. Hastaların %40 ilâ %50’si bir iki yıl içinde ilaca uyumsuz hale gelmektedir. Uzun süre ilaç kullanan hastalarda, ilacı kesip tekrar başlama da sık görülür. Bu uyumsuzluk, şizofreni ataklarının yinelenmesinin en önemli sebeplerindendir. Yinelenen ataklar ciddi sonuçlar doğurabilir. Hasta işini kaybedebilir, okuluna devam edemeyebilir, şiddetli saldırganlıklar gösterebilir, intihar edebilir. O yüzden, ilaç tedavilerinin yanı sıra mutlaka uyumu arttırmaya yönelik psiko-sosyal yaklaşımlar da uygulanmalıdır.

Şizofrenide İlaç Tedavisinde Yaşanan Sorunlar Nelerdir?

  1. Hastanın ilaçtan bıkması: Hastalar en çok her gün ilaç kullanmaktan şikâyetçidirler. Bundan bıktıklarını ve artık ilaç kullanmak istemediklerini sık sık dile getirirler. Bu durumda ilacı alır gibi yapıp dilinin altında tutan ve aileden biri görmeden tüküren ya da çöpe atan birçok hasta vardır. Böyle vakalarda günlük ilaçlar yerine depo ilaçların kullanılması ailenin takibini kolaylaştırır, hastayı her gün ağızdan ilaç alma zahmetinden kurtarır, tedaviye uyumu arttırır ve ilaç kan seviyesinin daha dengeli olmasını sağlar.
  2. Hastanın yan etkilere tepkisi: Gerçekten eski kuşak şizofreni ilaçlarının yan etkileri çoktu. İlaçlar, hastanın hayatını kısıtlıyor, gün boyu uyumasına sebep oluyor ve Parkinson benzeri yan etkiler sebebiyle de adeta robotlaştırıyordu. Bu yüzden hastalar bu ilaçları almak istemiyorlardı. Yeni kuşak ilaçlar, bu sıkıntıları büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Bu ilaçlar nispeten uyutmayan, uyuşturmayan ve yaşam kalitesini düşürmeyen ilaçlardır.
  3. Yakınların hastalıktan bıkması: Bazı hasta yakınları, yorulmanın ve biraz da hastalığı kabullenememenin etkisiyle ilaçlara tepki gösterir; ilaç tedavisini gereksiz, hatta zararlı görmeye başlar. Psikiyatrlara “Bu tedavi ne zaman bitecek? İlaçlar hastamızın karaciğerine, böbreğine zarar veriyor. Korkuyoruz, artık kessek mi?” gibi sorularla gelirler. Halbuki yeni kuşak ilaçlar hastaların ve ailelerin hayatını kolaylaştırır ve hastaların hayata dönmesine yardımcı olur. Bu ilaçların etkisiyle artık şizofreni vakaları eskisi kadar ağır seyretmiyor ve şizofrenide yüz güldürücü sonuçlar alınıyor.
  4. İlaç yüzünden inatlaşma: Hasta yakınlarının ilaç konusundaki hassasiyeti, bazen inatlaşma ve çatışmaya sebep olur. Hasta ile ailesi arasında huzursuzluk yaşanır ve hastalık sürekli ailenin gündeminde yer alır. Aile bireyleri hastanın ilaç almadığını düşünüp hastaya sürekli ilacını alıp almadığını sorar. Tartışmalar tedaviye uyumu daha da bozar, ailenin hastaya yaklaşımında hatalara yol açar ve çatışmayı arttırır. O yüzden ilaç ve doz ayarlaması mümkün olduğunca hastanın uyumunu arttıracak şekilde yapılmalıdır.
  5. Hasta yakınlarının ilaca tepkili olması: Bazı hasta yakınları ilaç kullanımına, özellikle de psikiyatrik ilaç kullanımına tepkilidirler. “Bu hastalığı doğal maddelerle tedavi edemez miyiz?” diye soranlar olur. Bu tür aileler ilaç tedavisine karşı pasif bir direniş gösterir ve hastanın motivasyonunu bozar. Aileler, hekimlerin hastaya öncelikle zarar vermeme prensibiyle yaklaştığını bilmeli ve psikiyatra yardımcı olmalıdır. Çünkü bu tür tereddütler tedavinin başarısını olumsuz yönde etkiler.

Şizofrenide Tedavi Uyumunu Artıran Kolaylaştırılmış İlaç Uygulamaları Nelerdir?

Depo ilaçlar: Bu ilaçlar kas içine uygulanır. İlk uygulamada tamamen kana geçmez ve her gün eşit dozda olmak üzere yavaş yavaş kana karışır. 1, 2, 3 veya 4 haftada bir uygulanan formları vardır. Çoğu zaman bir depo ilaçla tedavi garantiye alınıp, ağızdan verilecek diğer ilaçlarla takviye edilir. Ağızdan ilaç alımında kan seviyesinde oynamalar söz konusu olabilir. Fakat depo formlar ilacı sabit bir kan seviyesinde tutmaya yardımcı olur. Son yıllarda yeni kuşak şizofreni ilaçlarının da depo formları piyasaya sürülmüştür. Böylece hem uygulama hem de emniyet açısından avantaj elde edilmiştir.

Suda eriyen, damla ve şurup formları: Bazı ilaçların suda eriyen, damla ve şurup formları da geliştirilmiştir. Bunlar suya, çaya, meyve suyuna, çorbaya veya yemeklere katılabilir. Böylece hastanın zorlanmadan ilacını alması mümkün olur. İlaçların şurup formları da vardır ve bunların etkililik açısından tablet formlarından bir farkı yoktur. İçimi daha kolay olan şuruplar özellikle yaşlı hastalarda rahatlıkla kullanılabilir. Bu formlar, ilaca direnç gösteren hastalarda çok pratiktir ve çokça işe yarar.

Şizofreninin Belirtileri Nelerdir?

Şizofreni insan beyninin algılama, muhakeme, düşünce, dil, konuşma, ya...

Şizofreninin Çalışma Hayatına Etkisi Nedir?

Bazı yazarlar şizofreniyi kaybedilmiş fırsatlar hastalığı olarak tanım...

Şizofrenide Düşünce Biçim Bozukluğu Hangi Şekillerde Görülür?

Şizofrenide düşüncedeki biçim bozuklukları dereistik/otistik, paraloji...