Şizofreninin yükünün büyük bir bölümü ailelerin üzerindedir. Eskiden, bu hastalığın anne babanın davranışları yüzünden geliştiği ya da hastalıkta ailenin payı olduğu şeklinde bir inanış vardı. Bu inanış bugün büyük ölçüde geçerliliğini kaybetmiş ve bu manevi yük bir nebze olsun azalmıştır. Ancak yine de ailelerin kaldırmaya çalıştığı yük son derece ağırdır. Sosyal desteğin iyi olduğu toplumlarda devlet bu yüke büyük oranda ortak olur ve ailelerin yükünü hafifletir. Ancak sosyal desteklerin iyi olmadığı toplumlarda yük halen ailelerin omuzlarındadır.

Ailelerin bu yükü omuzlamasında kültürel unsurlar önemlidir. Örneğin Çin’de hastalar çoğu zaman hakir görülür ve yalnız bırakılır; Brezilya, Meksika gibi ülkelerde ise sahiplenilir.

Ailelerin yükünü azaltmak için bazı ülkelerde gündüz bakım evleri kurulmuştur. Burada hastalar gün boyu resim, müzik, spor gibi aktivitelerle meşgul edilir. Bu meşguliyet esnasında aile fertleri meslekî ve sosyal faaliyetlerine devam edebilir, özel işlerini halledebilirler. Bu sayede aileler bir an olsun nefes alabilir ve rahatlayabilir.

Şizofreninin yükünde büyük önemi olan ailenin tedavide de rolü büyüktür. Her ne kadar hastayı psikiyatri doktoru tedavi etse ve bakımı hastane personeli yapsa da, hastanın hayatının büyük bir bölümü ailesiyle geçer. Bu nedenle, ailenin ve hatta çevrenin şizofreni konusunda eğitilmesi tedavi açısından büyük önem arz eder. Zira aile ve çevrede, şizofreninin seyrinde değişik tepkiler ortaya çıkabilir. Yeterli bilgilendirme olmadığında ortaya çıkan yanlış tutumlar hastanın iyileşmesine engel olabilir.

Bazen hasta yakınları, hastanın tıbbî tedavisinden sorumlu kişiler gibi görülür. Ancak bu yaklaşım doğru olmadığı gibi, hastalığın sürekli gündemde kalmasına ve hasta yakınlarının tükenmesine sebep olur. Doktorun yanında veya hastane ortamında zaten tedaviden bahsedilecektir. O yüzden hastanın sair zamanlarda şizofreninin gölgesinden kurtulmasına izin verilmelidir. Kişi kendisini hep hastane ortamındaymış gibi hissetmemelidir. Bu tutumun kötü sonuçlarından biri de ailelerin de damgalama batağına sürüklenmesidir. Şizofreni ailesi kimliğinden uzaklaşılmalıdır. Bu hastanın sosyalleşmesinin de bir gereğidir.

Hasta yakınlarına gereğinden fazla sorumluluk vermek, bir zaman sonra hastaya yöneltilen öfke, suçlama, ihmal, duygusal şiddet hatta direkt şiddet oranında artışa sebep olabilir. Aile, üstlendiği sorumluluğun ağırlığından dolayı makul düşünemez hale gelebilir ve kişiyi inatlaşıyormuş gibi algılamaya yöneltir. Bu hastanın en önemli desteği olan ailesinden uzaklaşmasına ve gitgide yalnızlaşmasına sebep olur. Ailelerin yapmaları gereken, sadece hastanın ilaçlarını takip ve temin etmek, onun güvenliğini sağlamak ve kendisine duygusal açıdan destek vermektir.

Öte yandan, şizofrenili kişilerin aileleri hastaya nasıl davranacakları ve hastanın güvenini nasıl kazanacakları konusunda eğitilmelidir. Bu konuda eğitim vermek psikiyatrın en önemli görevlerindendir. Eğer ailenin eğitimi eksik bırakılırsa, tedavi eksik kalmış olur. Sadece ilaçları düzenlemek ve küçük yönlendirmelerde bulunmak yeterli değildir. Hasta için evi onu rahabilite eden bir ortama dönüştürülmelidir. Aksi takdirde, hekim mükemmel bir ilaç tedavisi düzenlemiş olsa bile, kişisel ve sosyal boyut eksik kaldığından yeterli düzelme elde edilemez. Bu durum, ameliyatı başarıyla tamamlayıp cerrahi müdahaleye bağlı komplikasyonları önemsemeyen ve bu nedenle hastasını kaybeden bir cerrahın düştüğü duruma benzer. Ameliyatın başarılı geçmesi tedavinin tamamıyla başarılı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde ilaç tedavisinin başarılı olması da, şizofreni tedavisinin tamamıyla başarıldığını göstermez. O yüzden psikiyatr ilaç tanzim etmenin yanısıra psikolojik ve sosyal terapi unsurlarını da devreye sokmalıdır. Yani hastane harici ortamı da hasta için terapötik hale getirmelidir.

Araştırmalar psikiyatrların çoğunun aileyi bilgilendirme, aileyle görüşme ve aileden bilgi alma konusunda yeterince duyarlı olmadıklarını ortaya koymuştur. Özellikle yoğun çalışılan merkezlerde aileler pek dikkate alınmaz. Aile görüşmeleri ihmal edilir ve tedavi sadece hastanın genel görünümü üzerinden belirlenir. Halbuki şizofrenide sağlıklı bilginin kaynağı ailelerdir. Hasta birçok belirtiyi gizleyebilir, hastalığını çarpıtabilir veya sorunlarını tam olarak ifade edemeyebilir. Böyle bir durumda mutlaka onunla yaşayan aile fertlerinin bilgilerine başvurulmalıdır. Aksi takdirde, teşhis dolayısıyla tedavi eksik kalır.

Psikiyatri uzmanlarının aileden bilgi almakla kalmayıp aile fertlerini iyi tanımaları da önemlidir. Hekim, aile fertlerinin olumlu ve olumsuz taraflarını, sosyokültürel ve sosyoekonomik durumlarını, eğitim seviyelerini, kişisel kapasitelerini, kişilik özelliklerini tespit etmeli; bu tespitin ışığında uygun programı belirlemeli ve aileleri buna göre yönlendirmelidir. Her aileye aynı yönlendirmelerin yapılması, iyi niyetli de olsa doğru değildir. Çünkü her ailenin ihtiyacı farklıdır. Örneğin şizofrenili hastayı dışlayan ve ondan korkan bir kültürde öncelikle korkuyu ortadan kaldırmak gerekir. Bu aşamayı geçmeden yapılacak yönlendirmeler çoğu zaman sonuçsuz kalır.

Kitap, dergi ve kitle iletişim araçlarından şizofreni hakkında bilgi elde etmek mümkündür. Ancak hastalığın yönetilmesi konusunda aileye en iyi bir uzman yardımcı olabilir. Şizofreninin ne olduğunu anlatan bilgilendirici faaliyetler faydalıdır ama yeterli değildir. Ailenin ve hastanın ihtiyacına yönelik destek programları belirlenmeli ve uygulanmalıdır.

Şizofrenide Ailelerin Bilgilendirilmesinin Önemi Nedir?

Aileler kendi içlerinden birine şizofreni tanısı konduğunda öfke, suçluluk, inkâr, hastalığı saklama ve gizli tutma gibi tepkiler verir. Verilen tepkide, ailenin yaşadığı toplumun şizofreniye bakışının rolü büyüktür. Psikiyatrın bu tepkileri gözden kaçırmaması süreci kontrol edebilmesi açısından önemlidir.

Şizofrenili hastalara yaklaşımın kötü olduğu Çin’de yapılan bir çalışmada 101 şizofrenili hasta ailesi eğitim programına alınmış. Bu programın sonunda, ailelerin bilgi ve bilinç düzeyinde yükselme ve hastaların belirti skorlarında da anlamlı bir düşüş gözlenmiştir. Aile eğitiminin tedaviye büyük katkılar sağladığını gösteren bunun gibi birçok araştırma vardır. Bunun tam tersi de söz konusudur: Şizofreni konusunda bilgilendirilmeyen ve eğitilmeyen ailelerde gözlenen olumsuz tutumlar, depresyon ve moral bozukluğunun daha çok görülmesine sebep olmuştur.

Şizofreni Ailelerinde Görülen Öfkenin Sebebi Nedir?

Şizofreni sebebiyle özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünen ailelerde sıklıkla öfke gelişir. Şizofreni bakımı, ailelere günlük işlerinin yanında ek sorumluluklar yüklediği için aile fertleri bir zaman sonra zorlanmaya başlar. Bu da, gizli bir öfkenin gelişimine zemin hazırlar. Sağlık sisteminde görülen aksaklıklar, ilaç yazdırmanın zorlukları gibi dış faktörler öfkenin daha da artmasına sebep olur. Aile hastanın ilaçlarını temin etmek gibi asli sorumluluklarından ve hastadan gitgide uzaklaşır. Bu ihmal hastalarda duygusal bir şiddet etkisi yaratarak durumlarının daha da kötüleşmesine yol açar. Bazen bu duygusal şiddetin dozu iyice artar. Yaşanan zorlukların günah keçisi olarak ilan edilen hastaya bağırmalar, kızmalar ve hakaretler başlar.

Öfke, muhakeme ve empatiyi bozan bir duygudur. Çarptığı duygu ve düşüncelerin yönünü olumsuza çevirir. İlk dönemde hastaya duyulan şefkat öfkenin etkisi ile nefret söylemlerine dönüşür. Hastanın şizofrenili olduğu unutulur. Örneğin ailesi tarafından zehirleneceği şeklinde sanrıı olan bir hastanın nankörlük ettiği düşünülebilir. Ailede bu tür bir öfke ile karşılaşan psikiyatr olaya hemen müdahale etmelidir. Çünkü ailedeki bu öfke şizofreninin şiddetlenmesine ve intihar gibi korkulan olaylara sebep olabilir. Aileye şizofrenideki bu düşüncelerin ne anlama geldiğini, nereden kaynaklandığını anlatmalı, ailenin moralini yükseltmeli ve sakinleşmesini sağlamalıdır. Psikiyatr destekleyici ve cesaretlendirici olmalı, aileyi suçlamaktan kaçınmalıdır. Ayrıca aile ile işbirliğini kuvvetlendirmelidir çünkü aile psikiyatrın dışarıdaki gözü, kulağı gibidir ve tedavinin başarılı olması için aileye ihtiyacı vardır.

Ailelerin sağlık kurumlarında ilaç yazdırma ve ilaca ulaşma imkânlarının kolaylaştırılması da son derece önemlidir. Hastalığın tükettiği aileler, bu türden bürokratik engellerle karşılaştıklarında kendilerini daha da çaresiz hissederler. Söz konusu aksaklıklar hasta yakınlarında depresyon, tükenmişlik, panik, kaygı bozukluğu gibi ruhsal sorunlara yol açar.

Şizofreni Ailelerinde Görülen İnkâr Davranışı Nedir?

Şizofrenili hastaların yakınlarında gözlenen bir başka tutum da hastalığı inkârdır. İnkâr hastayı gizlemeyi de beraberinde getirir. Aslında yaşanan büyük acıdan korunmak adına kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Bazen de hastalığın sindirilememesine karşı “Benim çocuğum nasıl böyle olur?” tarzında bir tepkidir. Güzel günlerin geçmişte kaldığı düşüncesi de inkârı doğurabilir.

Bu kişiler şizofreni konusunda mutlaka bilgilendirilmelidir. Bunun biyolojik bir bozukluk olduğu, diğer pek çok rahatsızlık gibi ilaçla tedavi edilebildiği, bu konuda yeni gelişmelerin olduğu, sosyal destekle çok daha iyi bir noktaya gelinebileceği anlatılmalıdır. Ailelerin, yaşadıkları inkâr duygusundan bir anda kurtulmalarını beklememek gerekir. Her görüşmede hasta yakınlarının yanlış düşünceleri irdelenmeli ve sabırla düzelmesi sağlanmalıdır.

Şizofreniyi inkârın önemli sonuçlarından biri de mücadele azminin yol olmasıdır. Hasta yakınları böyle bir psikolojide ilaç yazdırmaya, hastaneye yatırmaya, tedavi için uğraşmaya gerek yok gibi düşüncelere kapılır ve hastayı ihmal edebilir.

Şizofreni Ailelerinde Suçluluk ve Günahkârlık Duygusu Gelişir mi?

“Biz bir günah işledik, Allah da bize bu cezayı verdi.” şeklindeki günahkarlık duygusu sık görülen bir tepkidir. Bunun böyle olmadığını, çok ahlaklı, dindar, maneviyatı güçlü, inançlı, dürüst, namuslu kişilerin de şizofreniye yakalanabileceğini, şizofreninin genetik ve biyolojik etkenlere bağlı olarak geliştiğini vurgulamak gerekir. Şizofreninin metafizik ve spiritüel nedenlerle oluştuğu inancı Ortaçağ zihniyetinin bir ürünüdür. 24 Günahkarlık psikolojisi aileleri çareyi tıptan ziyade üfürükçü, şarlatan hocalarda aramaya sevk eder. Bu yüzden oyalanıp yıllarca tedaviye başvuramamış binlerce şizofrenili hasta vardır. Halbuki şizofrenide tedavi ne kadar erken başlarsa iyileşme ihtimali o oranda artar.

Şizofrenide Damgalama (Stigmatizasyon) Sorunları Nelerdir?

Damgalama bir bireye toplumun normal saydığı ölçütlerin dışına çıktığı...

Şizofreni Dikkati Bozar mı?

Dikkat, bireyin çevreden gelen ya da istemli olarak yöneldiği uyaranla...

Şizofreni İlaçlarının Yan Etkileri Konusunda Yanlış İnanışlar Ve Bilgi Kirlilikleri Nelerdir?

İnternet ve akıllı telefon gibi iletişim araçlarının artmasıyla birlik...